Haydi Vur Adem Yerden Yere, Vur Gitsin En Sevdiğini!

Söylesene be Adem -ya da Havva… yok aslında birbirinizden farkınız-,
 
Nedir o meşhur atasözüne bunca sarılmanın nedeni? Hani, “Debbağ*, sevdiği deriyi yerden yere vururmuş”, sözü. Ölü hayvan derisinde belki işe yarar bu; peki ya en sevdiğin insanın yerden yere vurduğun canlı derisinde de işe yarıyor mu gerçekten?

Efendim Adem? Söylesene Havva…
 
Neden senin türün en sevdiğini ve kendini en çok seveni üzmeye, onu hırpalamaya daha yatkın… en sevdiğine, yabancılara ya da daha az değerli gördüklerine davrandığına göre daha sert, daha hoyrat davranabiliyor?
 
Anne – baba olursun örneğin. Tanıdıkların çocuğu ile senin çocuğun oynarken bir anlaşmazlık yaşar. Seninki haklıdır aslında. Ama can hıraş uğraşırsın ki haksızlık seninkinin üstüne kalsın. Bir yandan da karşı aileden özürler dilersin çocuk yerine. Bir yerde konuk olsan ondan, konuk ağırlıyorsan ev sahibi sorumluluğu ile. O sırada sana büyümüş şaşkın gözlerle bakan çocuğuna da ya gözlerini devirirsin, ya da kaş göz edersin “Sonra konuşuruz” dercesine. Ardından açıklasan, “Aslında sen haklıydın ama…” falan desen bile, ufaklığın herkesin içinde haklıyken haksız çıkma halini, hakkını alamama ezikliğini yok edemezsin. Çünkü duymaz kulağı “… sen haklıydın…”dan sonrasını; “demek hakkım yendi” çınlar kulağında.
 
Öğretmen olursun kimi zaman. Sınıfında bir yakının vardır. Yeğenin, çocuğun, vb. biri. Herkes yaramazlık yapar, fırçanın büyüğünü o yer. “Bakın”, demek istersin onun üstünden herkese, “ben kimseyi kayırmıyorum”. Oysa 30 kişilik sınıfta, bir kişiye karşı 29 kişiyi babalar gibi kayırmışsındır. Kayırılmışların sayısı ezici çoğunlukta olunca, kayırma olmuyor mu? O yakının kayırılmamaya razıdır da, başkalarının gerisinde kalmayı anlamlandırabilir mi?
 
Yönetici, en yakın çalışanı ile yaşar bunu… bilmez, en verim beklediğinin, giderek çoraklaştığını. Sonra da “Senin hakkında yanılmışım” der ki, üstünde tepinse, o kadar zarar vermez.
 
Hele bir de sevgili yorumu vardır ki bunun, evlere şenlik. En sevdiğindir o; seni de en çok seven. “Anam üzülmesin… babam sıkılmasın… alem konuşmasın… ama o benim arkadaşım… bilmemkim meslektaşım” diye diye, her türlü eziyeti sevdiceğine, onunla birlikte de kendine edersin. Mutlu olacağınız şeylerden vazgeçersin; en azından anlamsızca geciktirirsin. En huzurlu olacağın gönül yurduna kaygılardan dikenler ekersin, ikinizin de elini ayağını çizersin. Şu türkü bile alına gelmez; “Şu dağlar kömürdendir / Geçen gün ömürdendir”. Oysa kum saati işler. Her düşen tane, asla geri gelmeyecek biricik sermayenden gitmektedir.  İkinizin onar lirası varsa, toplam 20 liranız olur. Ama ikinizin onar günü, ne yapsan 20 gün etmez.
 
Neden yapıyorsun bunu Adem -ya da Havva, yok birbirinizden farkınız-?
 
Yavrun, yakının, sevdiğin çalışan ya da sevdiceğin nasıl olsa gitmez inancından mı? Büyük olasılıkla onun senden vazgeçme olasılığı olmadığına güvenmenden… daha az sevgi ile bağlı olunanlar dönüp gitmeye daha yatkınlar. İnsan da küçük bir kaybı bile göze almamak için gitmeyeceğine güvendiği kişiye daha hoyrat oluyor belki de… anne baba çocuğuna, öğretmen sınıfta okuttuğu yakınına, patron en yakınındaki çalışana ve sevgili, en sevdiğine, yabancılara ya da daha az değer verdiklerine davrandığından daha sert, daha hoyrat davranabiliyor.
 
Sorsa ve dese ki Shakespeare Usta’nın hakkını arayan Yahudi Shylock’un ağzından sorduğu gibi içinden, en derinden; “Neden yaptı bunları peki? Ben Yahudiyim de ondan. Yahudinin gözü yok mu? Yahudinin elleri yok mu? Organları, boyu, posu, duyuları, duyguları, heyecanı yok mu? Aynı yiyecekle beslenmiyor mu, aynı silahla yaralanmıyor mu, aynı kışın ve yazın üşüyüp, ısınmıyor mu? … Etimiz kesilince bizim de kanımız akmaz mı? Gıdıklanınca gülmez miyiz? Zehirlensek ölmez miyiz?”; ne denebilir ki ona?
 
O zaman;
 
Söylesene Adem -ya da Havva… yok aslında birbirinizden farkınız-,
 
Ölü hayvan derisinde işe yarayan, en sevdiğin insanın yerden yere vurduğun canlı derisinde de işe yarıyor mu gerçekten? Yoksa, yaralar, bereler mi açıyor, bir kısmı iz bırakan?
 
Dahası, bir düşün… değiyor mu?
 
x x x x
 
*Debbağ : Deri, post vb.ni kullanıcak hale getirmek için işleyen kişi. Tabak. Sepici.

1 thought on “Haydi Vur Adem Yerden Yere, Vur Gitsin En Sevdiğini!

  1. Piraye 47 says:

    Sen, "gitmeyecegine güvendiğinden" demişsin, ben de "bağışlanacağından emin olduğundan" demiştim galiba…Paralel bir düşünce. Ancak zurnanın zırt dediği yer senin sorun. Ya bağıslamazsa? Yapacak birşey yoksa, "tak sepeti koluna herkes kendi yoluna" dersin.

    Cevapla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up